Yayınlarımız

<< Listeye Geri Dön
28/09/2017
SULH CEZA HAKİMİNİN KARARI OLMAKSIZIN YAPILAN VERGİ İNCELEMESİNDE ELDE EDİLEN DELİLLERİN DURUMU
Vergi incelemelerinde, gerekli bilgi ve belgelere ulaşabilmek adına arama ve el koyma yapılması hususundaki özel usul, Vergi Usul Kanunu (“VUK”) madde 142 ve devamında düzenlenmiştir. VUK m.142’ye göre; “İhbar veya yapılan incelemeler dolayısıyla bir mükellefin vergi kaçırdığına delalet eden emareler bulunursa, bu mükellef veya kaçakçılıkla ilgisi görülen diğer şahıslar nezdinde ve bunların üzerinde arama yapılabilir. Aramanın yapılabilmesi için:
1.Vergi incelemesi yapmaya yetkili olanların buna lüzum göstermesi ve gerekçeli bir yazı ile arama kararı vermeye yetkili sulh yargıcından bunu istemesi;
2. Sulh yargıcının istenilen yerlerde arama yapılmasına karar vermesi; şarttır.
Bu hüküm uyarınca; ihbar üzerine vergi incelemesi yapmaya yetkili olanların talebi ve sulh ceza hakiminin kararı olmaksızın yapılan incelemede elde edilen delillerle vergi kaçakçılığı suçundan ceza verilmemesi gerekirken mahkemeler tarafından bunun aksi uygulamalarda bulunulduğu görülmüştür. Anayasaya da aykırı olan bu uygulamaya karşılık; Yargıtay 11. Ceza Dairesi’nin 2017/3532E, 2017/3462 K sayılı 08.05.2017 tarihli kararı ile mahkemelerin bu husustaki uygulamasını değiştirecek bir karara imza attığını görüyoruz. 
Kararda özetle; “Hukuka aykırı yöntemlerle elde edilen delillerin değerlendirme dışı tutulması halinde sanığın cezalandırılmasına imkân bulunmamaktadır. VUK hükümleri gözetilmeden dolayısıyla hukuka aykırı arama-el koyma sonucunda elde edilen deliller üzerinden harekete geçilerek düzenlenen vergi tekniği ve vergi inceleme raporları mahkumiyete esas alınamaz. Bu itibarla, arama karar ve tutanakları temin edilip, yapılan aramanın hukuka uygun olup olmadığı belirlenerek sonucuna göre sanıkların hukuki durumlarının takdir ve tayini gerekmektedir” denmiştir. 
Yargıtay, VUK hükümleri gözetilmeden elde edilen deliller ile ilgili olarak anayasaya aykırılık hususunu da incelemiş ve kararında “Anayasanın 2. maddesine göre, Türkiye Cumhuriyeti bir hukuk devletidir. "Hukuk Devleti", her eylem ve işlemi hukuka uygun, insan haklarına saygı gösteren, bu hak ve özgürlükleri koruyup güçlendiren, her alanda adaletli bir hukuk düzeni kurup bunu geliştirerek sürdüren, Anayasa'ya aykırı durum ve tutumlardan kaçınan, hukuku tüm devlet organlarına egemen kılan, Anayasa ve hukukun üstün kurallarıyla kendini bağlı sayıp yargı denetimine açık olan, kanunların üstünde kanun koyucunun da bozamayacağı temel hukuk ilkeleri bulunduğunun bilincinde olan devlettir. Anayasa'nın 20. maddesinin ikinci fıkrasına göre de "...usulüne göre verilmiş hâkim kararı olmadıkça, yine bu sebeplere bağlı olarak gecikmesinde sakınca bulunan hallerde de kanunla yetkili kılınmış merciin yazılı emri bulunmadıkça; kimsenin üstü, özel kağıtları ve eşyası aranamaz ve bunlara el konulamaz." diyerek anayasaya ve hukuk devletine atıf yapmıştır.
Yargıtay ayrıca kararında; “Ceza muhakemesinde, arama olağan bir koruma tedbiri iken, Vergi Hukuku’nda istisnai, olağandışı bir denetim yoludur. Niteliği itibariyle adli arama olmasına rağmen, bu aramanın genel suç kolluğu tarafından değil, vergi inceleme elemanlarınca yapılabilmesi, vergi suçlarına ilişkin olarak yapılacak aramanın özelliğidir. Bir araç koruma tedbiri olarak vergi araması, vergi incelemesi denetim yolunun ön basamağıdır. Amaç, vergi kaçırıldığını ortaya çıkaracak ve destekleyecek belge ve kayıtların bulunmasıdır. Ceza usul hukukunda, resen araştırma ilkesi ve vicdani delil sistemi geçerli olup, amaç maddi gerçeğe ulaşmaktır. Maddi gerçek, hukuka uygun elde edilen her türlü delille ispatlanabilir. Anayasa'ya göre, kanuna aykırı olarak elde edilen bulgular delil olarak kullanılamaz (m.38/6). Ceza Muhakemeleri Kanunu (“CMK”) uyarınca, yüklenen suç, ancak hukuka uygun şekilde elde edilmiş olan delillerle ispat edilebilir (m. 217/2). Delil, kanuna aykırı olarak elde edilmişse, reddolunur (m.206/2-a). Hükmün hukuka aykırı yöntemlerle elde edilen delile dayanması, hukuka kesin aykırılık sebebidir (m. 289). Açıklanan pozitif hukuk normları ve Yargıtay Ceza Genel Kurulunun (29.11.2005, 2005/144 Esas, 2005/150 Karar, 17.11.2009, 2009/7-160 Esas, 2009/264 Karar) kararları ile aynı yöndeki Özel Daire Kararları karşısında; “hukuka aykırı biçimde” elde edilen deliller, Türk Ceza Yargılaması Hukuku sisteminde dikkate alınamaz. Bu husus, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi (“AİHS”)’nin 6. maddesinde yer alan ve Anayasamıza da eklenen (m. 36) adil yargılanma hakkının da gereğidir” diyerek Anayasamıza, AİHS’ne ve CMK hükümlerine atıf yaparak ihbar üzerine yapılan vergi incelemesinde sulh ceza hakiminin kararı olmamasını ve bu sebeple elde edilen delilleri bu üç mevzuata da aykırı bulmuştur. VUK md. 27 vd. her ne kadar özel hüküm olsa da kanun koyucu “gecikmesinde sakınca bulunan hallerde” CMK uyarınca arama ve el koyma yapılabileceğini düzenlemiştir.
Yargıtay’ın kararına konu olan olayda; “emniyet mensupları tarafından, sanıkların evleri, işyeri, üstleri ve araçlarında yapılan arama sonucu, muhtelif çek defteri, el defteri ve senetlerin ele geçirilmesi sebebiyle vergi incelemesi yapılarak, dava şartı olan mütalaanın verilmesi üzerine, 22.12.2009 tarihli iddianame ile kamu davası açılmıştır. Dosya kapsamından arama kararı ve tutanaklarına rastlanılmayıp, VUK'nın 359/a maddesi kapsamında kalan suçun işlendiğinin tespit edilmesi üzerine, bu aşamada gecikmesinde sakınca bulunduğuna ilişkin bir hâlin varlığı da gösterilmemiştir.” Gecikmesinde sakınca bulunan bir hal olmamasına karşın VUK hükümlerine göre değil CMK hükümlerine göre işlem yapılmasını Yargıtay hatalı bulmuş ve “Cumhuriyet Başsavcılığının, yetkili sulh ceza hâkiminden talepte bulunması ve arama kararı verilmesi halinde arama işlemini vergi incelemeye yetkili olanların gerçekleştirmesine imkân sağlaması gerekirdi” demiştir.
Ayrıca Yargıtay, somut olayda sanığın mahkumiyetine karar verilirken hukuka aykırı olarak elde edilen delillerin “CMK’nın 230/1-b madde ve bendi uyarınca hükmün gerekçesinde ‘delillerin tartışılması ve değerlendirilmesi, hükme esas alınan ve reddedilen delillerin belirtilmesi; bu kapsamda dosya içerisinde bulunan ve hukuka aykırı yöntemlerle elde edilen delillerin ayrıca ve açıkça gösterilmesi’ gerektiği” esasına da uyulmadığını belirtmiştir. “Dosya içeriğine göre, hukuka aykırı yöntemlerle elde edilen delillerin değerlendirme dışı tutulması halinde, sanığın cezalandırılmasına imkân bulunmamaktadır. Gerekçeli kararda gösterilen esaslı deliller arasında, vergi tekniği raporu mahkumiyete esas alınmış ise de VUK hükümleri gözetilmeden dolayısıyla hukuka aykırı arama-el koyma sonucunda elde edilen deliller üzerinden harekete geçilerek düzenlenen vergi tekniği ve vergi inceleme raporları mahkumiyete esas alınamaz. Bu itibarla, arama karar ve tutanakları temin edilip, yapılan aramanın hukuka uygun olup olmadığı belirlenerek sonucuna göre sanıkların hukuki durumlarının takdir ve tayini gerekirken eksik soruşturma ve değerlendirme ile yazılı şekilde hüküm kurulması” olduğunu belirten Yargıtay, oybirliği ile kararın bozulmasına karar vermiştir. 
VUK m.142 sarih bir şekilde vergi incelemesi yapmaya yetkili olanların gerekçeli bir yazı ile arama kararı vermeye yetkili sulh ceza hakiminden arama kararı talep etmesi gerektiğini belirtmiş olup, bu özel usule uymayarak toplanan delillerin de hukuka aykırı yöntemlerle elde edilmiş olacağı açıktır. Bu nedenle de vergi mükellefleri aleyhine toplanan delillerin VUK m.142’ye uygun bir biçimde toplanması asıl olup, aksi halde bu deliller dosyada eklendiği takdirde delillerin ayrıca ve açıkça gösterilmesinin göz önüne alınması gereken bir gereklilik olduğu tartışmasızdır. Bu sebeplerle Yargıtay 11. Ceza Dairesi vermiş olduğu kararla, vergi mükellefleri aleyhine hukuka aykırı olarak elde edilen delillerin mahkemeler nezdinde sanki hukuken uygun yöntemlerle elde edilmiş delillermiş gibi kullanılarak hüküm tesis edilmesini engellemek adına önemli bir karara imza atmıştır.